|
|
 |
|
|
| Geçmişten Geleceğe Özbekistan |
 |
Bugün Özbekistan, sadece bir milletin
yaşadığı bölgenin adı olarak tarif
edilirse bu tanım eksik kalacaktır.
Özbekistan insanoğlunca binler yılda
sabırla ve özenle yazılan ve yaşlı
gezegenimizde çıplak gözlerle hâlâ
okunabilen bir medeniyet belgesinin adıdır.
Bu belgenin zemini Mâveraünnehir
toprakları, harfleri ise bin bir renkli
ipekler, turkuaz sırlı kerpiçlerdir. Bu
medeniyet sahifesinde birer paragraf gibi
dizilmiş binlerce yılık medreseler,
kervansaraylar ve camiler, harçlarına
katylan inanç ve sevgi gücüyle hala dimdik
ayaktadırlar. Demir AŞ. Grand Mir Hotel Tags : uzbekistan art culture history tourism Özbekistan Özbekler |
|
Affichage : 5684
Durée : 243 s |
| hatırla sevgili geçmişten gelecege deniz gezmiş |
 |
Yakalanışım mı?
O da bir garip hikâyedir.
Pusu. Son düştüğüm pusu.
Yakalandığım.
Tarlanın içinde. Çukurda.
Tarla. Vıcık vıcık çamur. Her yan
çamur. Bir yandan da aralıksız yağmur
yağıyor, sulusepken.
Parkamın başlığını başıma
geçiriyorum.
Ellerim üşüyor. Eldivenlerimi, silahı
daha rahat kullanayım diye daha önce bir
yerlerde fırlatıp atmıştım. Eldiven de
yok.
Hava buz gibi.
Bir çukurun içindeyim.
Çepeçevre sarmışlar.
Bütün arabaların farları üzerimde.
İçine girdiğim çukur, işte bu hücre
kadar bir yer.
Jeep'lerin üzerlerine A-4'leri kurmuşlar.
Sağıma soluma yağmur gibi mermi yağıyor.
Mermiler, düştüğü yerden çamurları
savuruyorlar havaya. Farların
aydınlığında, yağan sulusepkeni
renklendiriyor havaya sıçrayan çamurlar.
Ben çukurun dibine, çukurun biçimine
uyarak (U) harfi gibi uzanmışım. Ayağa
kalkarsam, başım dışarı çıkıyor.
Atılan mermilerden korunmak için ya
çömelmek zorundayım, ya da böyle çukurun
dibine uzanmak zorundayım.
Çukurun dibinde kar var. Altım kar, üstüm
sulusepken yağmur ve mermiler. Yattığım
yerden yukarıyı gözlüyorum, çukurun
üstünü.
Sanki donanma fişekleri atılıyor
üstümde. Korkunç güzel bir renk
cümbüşü tepemde.
'Cıw' diye giriyor çukurun yanındaki
çamurlara mermiler, çamuru savuruyorlar
tepeden inen farların aydınlattığı
sulusepkenin içine, üstüme renk renk koca
bir dünya yağıyor. Korkunç güzel,
anlatılmaz bir görünüş.
Yarım saat, bir saat sürüyor bu.
Mermi çok az kalmış yanımda. Bir süre
sonra bitecek.
Ara sıra doğrulup, başımı çukurdan
yavaşça çıkarıyorum, bir el ateş
ediyorum boşluğa, öldürmeye atmıyorum
ama. Göremiyorum ki. Rasgele yakıyorum
mermiyi. Aklıma ilk gelen, Mayakovski'nin
ÅŸu dizeleri oluyor:
Susun artık konuşmacılar,
savdınız sıranızı.
Söz şimdi mavzer arkadaşta,
ÅŸimdi o konuÅŸacak.
Bu dizeleri aklımdan geçiriyorum ve kalkıp
bir mermi daha yakıyorum. Sonra yine sinip
bekliyorum çukurun dibinde.
İşte orada ölümü düşündüm bak.
Ölüm ürkütücü gelmiyor insana. Ama
insan ölümü kabul edemiyor. Kesin bir
gerçek bu.
Bilimi düşünüyorsun orada. İki yüz
yıl, üç yüz yıl sonrasını
düşünüyorsun. Ve bilimin insanlığa
getireceklerini. Ve birden içinde
bulunduğun o durum anlamsız geliyor sana.
Ionesco'nun oyunları gibi bir şey. Saçma
geliyor kimi ÅŸeyler sana o anda. YaÅŸaman
gerektiğini kavrıyorsun. Bilim almış
başını yürürken, karşındaki bir sürü
insanın ne kadar küçük şeylerle
uğraştıklarını düşünüp
acınıyorsun. İçerliyorsun. "Lânetli
adamlar" diye geçiriyorsun kafandan.
İnsanlığın geleceğini; ve senin o
günleri göremeyeceğini düşünüyorsun;
insanı hüzünlendiriyor bu. Bir yanda
güzel, eşsiz bir gelecek, bir yanda o
güzelim günleri göremeyeceğin duygusu.
"Nasılsa öleceğim" diye düşünmeye
başlıyorsun.
Mermi vardı oysa yanımda.
Birazdan bir bomba sallayacaklar üzerime
diyordum, ölüp gideceksin.
İlk anda ölmemeyi düşünüyordum;
yaralanmayı, yaralı ve rahat bir ölümü.
Ama bir süre sonra, dünyanın dört bir
yanında ölen bir sürü devrimciyi
düşünüyorsun ve bir an nasılsa rahat bir
ölümü düşünmüş olduğun için
korkunç bir utanç duyuyorsun kendi kendine.
Bir devrimci nasıl ölmesi gerekiyorsa öyle
ölmeli.
Ve daha önce hiç aklıma gelmeyen birtakım
anılar geçiyor gözümün önünden.
Bir film gibi ve çok hızlı geçiyor
bunlar.
Örneğin çocukluk günlerim gelip geçti
gözümün önünden nedense.
Çocukluğum:
Bahçeli bir evimiz vardı. Çiçekler
doluydu bahçemizde. Onların, o çiçeklerin
arasında koşup oynayışım.
Sonra gözümün önünden gelip geçen
şeyler arasında ansızın, bir sevgili.
Çok buruk bir duygu bu. Kızın gülüşü,
oturuşu, düşünüşü.
Kesin ve çok net görüntüler bunlar.
Değişik durumlarda ve öylesine canlı ki.
Dipdiri. Karşımda sanki. Renkli bir film
gibi. Sen o durumdayken, o anda, onun evinde
oluşu, sıcacık bir odada oluşu, belki de
neşeli oluşu, gülüyor oluşu...
Bütün bu anımsanan şeylere, kişilere
karşı, bütün yaşayanlara karşı o anda
içinde küçücük bir kıskançlık
duygusu.
Ve birden, ansızın çok gülünç, matrak
bir şey de geliveriyor aklıma, gülüyorum.
Daha bir sürü görüntü.
Üniversite günleri.
Beyazıt alanı.
Beyazıt'ın ara sokakları.
Polisle çatışmalar.
Öbür arkadaşlar.
Hani gazetelerde sosyete haberleri,
dedikoduları çıkar ya, onlar geliyor
aklıma, o dedikodulardaki kişiler.
İşte o zaman ölmemek, yaşamak ve
savaşmak isteği. Mücadele etmek isteği.
Bunlar yeniden kabarıyor, büyüyor içimde.
Savaşmak, mücadele etmek isteği.
Sonra, ölen arkadaşlarım geliyor aklıma.
Daha çok Taylan'ı anımsadım orada.
Sonra Filistin'deki çocukları.
Ve -bak- en önemlisi, üniversite
kantinlerinde, özellikle Siyasal Bilgiler
Fakültesi kantininde filan "halk savaşı"
üzerine tartışmaları, sıcacık
çaylarını yudumlayarak tartışanları
geçirdim kafamdan.
Gülünç geliyor bütün bunlar sana ve
alabildiğine hüzünleniyorsun.
Canın sıkılıyor.
*** Tags : deniz gezmiş devrim hatırla sevgili şarkışla sivas yusuf inan hüseyin aslan geçmişten gelecege |
|
Affichage : 13667
Durée : 193 s |
| gecmiÅŸten geleceÄŸe..deniz'e!! |
 |
deniz gezmiş'e..1 mayısta emperyalizme
karsı olan herkesi bekliyoruz!!DEVRİM
Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek için
asıldığı çividen indirilmelidir
yaprakları biten takvim
Zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir halı
İçinde yaşamaktır devrim
dikiÅŸ kutusunun
ve topluiÄŸneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek için zulmüne
makas denilen patronun
Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının
Kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında
Kim bilir kaç yunus görmüş
kaç DENİZ GEZMİŞ... Tags : deniz gezmiş devrim bir gül idim derilmemiş daha gün yüzü görmemiş örselenip kırılmamış |
|
Affichage : 3136
Durée : 138 s |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
| |
|